top of page

Mahalli İdare Şirketleri Hakkında Yanlış Bilgi Verme Suçu

4 saat önce
8 dakikada okunur

Şirket yöneticileri, şirketin durumu ve mevcutları ile yaptığı işler konusunda, kimi zaman ortakları veya ilgili kişileri yanıltacak şekilde bilgi vermekte ve buna bağlı olarak da söz konusu bilgiye güvenerek işlem yapan kimseler zarara uğramakta ya da zarara uğrama tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktaydı. Buna karşın muhataplar şirket yöneticileri tarafından aldatılmasına rağmen, söz konusu hileli hareketler, dolandırıcılık kapsamında değerlendirilemediğinden çoğu zaman ceza verilememekteydi. Buradan hareketle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda (TCK) “şirket veya kooperatifler hakkında yanlış bilgi verme suçu” düzenlenmiştir. 


TCK’nın ‘Malvarlığına Karşı Suçlar’ bölümünde yer alan hüküm gereğince, şirketler ve dolayısıyla mahalli idare şirketleri hakkında kamuoyuna veya genel kurula yanlış bilgi verilmesi suçtur. Bu düzenlemeyle, hem kamunun ve şirket genel kurullarının aldatılmasının önlenmesi, hem de mahalli idare şirketlerinin malvarlığının ve bunların idaresinde güven ve iyi niyetin korunması amaçlanmıştır.


İşte bu çalışmada, mahalli idare şirketleri hakkında yanlış bilgi verme suçu tüm yönleriyle ele alınmış ve değerlendirilmiştir. 


2. MAHALLİ İDARE ŞİRKETLERİ HAKKINDA YANLIŞ BİLGİ VERME SUÇU


TCK’nın “Şirket veya kooperatifler hakkında yanlış bilgi” başlıklı 164. maddesi, “Bir şirket veya kooperatifin kurucu, ortak, idareci, müdür veya temsilcileri veya yönetim veya denetim kurulu üyeleri veya tasfiye memuru sıfatını taşıyanlar, kamuya yaptıkları beyanlarda veya genel kurula sundukları raporlarda veya önerilerde ilgililerin zarara uğramasına neden olabilecek nitelikte gerçeğe aykırı önemli bilgiler verecek veya verdirtecek olurlarsa altı aydan üç yıla kadar hapis veya bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılırlar.” hükmünü amirdir. Bahsi geçen suçun unsurları, faili ve yaptırımı aşağıda detaylı olarak açıklanmıştır.  


2.1. Maddi Unsur


Mahalli idare şirketleri hakkında yanlış bilgi verme suçunun maddi unsuru; hükümde belirtilen kişilerin mahalli idare şirketleriyle ilgili olarak kamuya yaptıkları beyanlarda veya genel kurula sundukları raporlarda ya da önerilerde ilgililerin zarara uğramasına neden olabilecek nitelikte gerçeğe aykırı önemli bilgiler vermeleri veya verdirtmeleridir.

  

Fail tarafından gerçeğe aykırı olarak verilen/verdirtilen bilgilerin şirketle ilgili olması gerekir. Hükümde, “bir şirket” şeklinde genel bir ibare kullanıldığından, bu suç tüm ticaret şirketleri (kollektif, komandit, limited, anonim şirketler) aleyhine işlenebilir. Mahalli idare şirketleri de, anonim veya limited şirket şeklinde kurulan birer ticaret şirket olduğundan, söz konusu suç mahalli idare şirketleri hakkında da tatbik olunmaktadır. 


Diğer taraftan, hükümde yer alan suç, “gerçeğe aykırı önemli bilgi vermek” veya “gerçeğe aykırı önemli bilgi verdirtmek” olarak iki şekilde işlenebilmektedir. Bu noktada, TCK’nın 164. maddesindeki suç, seçimlik hareketli bir suçtur.


Öte yandan, mahalli idare şirketleri hakkında gerçeğe aykırı olarak verilen veya verdirtilen bilgilerin, kamuya yapılan beyanlarla veya genel kurula sunulan raporlar ya da öneriler yoluyla verilmiş olması şarttır. “Kamuya yapılan beyanlardan” maksat, basın ve yayın yoluyla veya postayla prospektüsler gönderilerek belirli olmayan kişilere hitap edilmesi ve bunlara önemli yanlış bilgiler verilmesidir. Dolayısıyla, mahalli idare şirketi hakkında gerçeğe aykırı bilgilerin kamuya (kamuoyuna) gazete, dergi, televizyon, radyo, internet, e-posta, bilbord veya el ilanıyla ya da benzeri yollarla sunulması halinde suç oluşur.


İlgili mevzuat gereğince şirket genel kurullarına sunulan raporlar, yönetim organı faaliyet raporu, bilanço, mizan, gelir-gider tablosu, kar dağıtım önerisi ve diğer mali tablo ve raporlardır. Görüldüğü üzere, genel kurula sunulan ve toplantıda görüşülen raporların büyük bir kısmı, mahalli idare şirketlerinin mali durumuyla ilgilidir. Söz konusu raporların kasıtlı olarak gerçeğe aykırı şekilde düzenlenmesi veya mali durumun olandan daha kötü ya da daha iyi gösterilmesi yahut başka yollara başvurulması halinde suçun maddi unsuru tamamlanmış olur.,


Diğer taraftan, kamuya yapılan beyanların veya genel kurula sunulan rapor ya da önerilerin, ilgililerin zarara uğramasına neden olabilecek nitelikte “önemli” bilgiler içermesi lazımdır. Yapılacak inceleme ve kovuşturmalarda, kamuya yapılan beyanlar ile genel kurula sunulan rapor ve önerilerdeki gerçeğe aykırı bilgilerin, ilgililer açısından önem derecesinin ne olduğunun etraflıca irdelenmesi ve gerekçelerinin açıkça ortaya konulması gerekir. Gerçeğe aykırı bilgilerin, maddi hatadan kaynaklanması ya da üçüncü kişileri mağdur edecek seviyede olmaması veya zarara sebebiyet verecek nitelikte bulunmaması hallerinde suç oluşmaz. 


Buna karşın, hükümde yer alan “genel kurula sunulan önerilerde ilgililerin zarara uğramasına neden olabilecek nitelikte gerçeğe aykırı önemli bilgiler” ibaresinde yer alan “öneri” terimi öğretide tartışmalıdır. Nitekim öneri daha ziyade; tekliflerden, geleceğe yönelik istek ve şikayetlerden, temennilerden oluşur. Geleceğe yönelik önerilerin, gerçeğe aykırı olup olmadığının belirlenmesi olanağı önceden yoktur. Örneğin, bir şirket yönetimi, topladığı paralarla bir yerde arsa almayı planladıklarını ve bu arsa imarsız olsa bile belediyeye imar yaptıracaklarını söylemeleri, ancak daha sonra aldıkları arsadan imarın geçmesini sağlayamadıkları durumlarda bu suçun oluşmaması gerekir.


2.2. Manevi Unsur


Mahalli idare şirketleri hakkında yanlış bilgi verme suçu, kasten işlenebilen bir suçtur. Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Suç konusu fiil, kasten işlenmemişse suç da oluşmaz. Dolayısıyla bu suç taksirle işlenemez. Kast; TCK’nın 21. maddesinde “Suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.” şeklinde tanımlanmıştır. O halde, kastın varlığı iki temel kavrama bağlıdır. Bunlardan birincisi “bilme”, ikincisi de “isteme” unsurudur. Bilme unsuru failin kanuni tanımda yer alan maddi unsurları bilmesidir. İstem unsuru ise failin iradesinin suçun kanuni tanımında yer alan maddi unsurlara yönelmesidir. Dolayısıyla fail, şirket hakkında yanlış bilgiyi bilerek ve isteyerek vermiş olmalıdır. Suçun oluşması için yapılan işlemin yanlış olduğunun bilinmesi ve doğruymuş gibi gösterilmesi zorunludur. Dolayısıyla, kamuya yapılan beyanlar veya genel kurula sunulan raporlar yoluyla ilgililere gerçeğe aykırı bilgi verilmesi aşamasında failin suç işleme kastıyla veya hileli davranışlar ile hareket etmesi lazımdır. Gerçeğe aykırı önemli bilgiler verirken, failde zarar verme bilincinin bulunması, başka bir anlatımla, failin yapılan işlemin başkasının hak ve menfaatine zarar verebileceğini bilmesi gerekmektedir. Öte yandan anılan suç, olası kastla işlenemez.


Suçun oluşması için hükümde, failin bir menfaat elde etmek için hareket etmiş olması aranmamıştır. Ayrıca, zararla ilgili olarak madde metninde yer alan ifade, “zarara uğramasına neden olabilecek nitelikte” şeklinde olduğundan, gerçeğe aykırı bilgilerin açıklanması sonucu failde bir kâr sağlama amacının bulunması veya bir zararın doğmuş olması da şart değildir. Yalnızca ilgililerin zarara uğraması tehlikesinin varlığı yeterlidir. Bu çerçevede, suçun oluşumu için bir zararın doğmuş olmasının aranmaması hali, anılan suçun bir tehlike suçu olduğunu göstermektedir. 


Malvarlığına karşı suçlarda, suçun hukuki konusu malvarlığı olduğundan, zararın da malvarlığı zararı olması zorunludur. Malvarlığı zararı, bir bütün olarak malvarlığını oluşturmuş olan değerlerde meydana gelen azalma veya eksilmedir. Fiilin işlenmesi halinde şirket tüzel kişiliği ile bunların ortakları ve alacaklılarının malvarlığında azalma olasılığı, suçun oluşumu için yeterlidir.


2.3. Fail


TCK md. 164’te düzenlenen suçun oluşması için bir şirketin kurucu, ortak, idareci, müdür veya temsilcileri ya da yönetim organı üyeleri yahut tasfiye memuru sıfatını taşıyan kimselerin kamuya yaptıkları beyanlarda veya genel kurula sundukları raporlarda veya önerilerde, ilgililerin zarara uğramasına neden olabilecek nitelikte gerçeğe aykırı önemli bilgiler vermesi veya verdirmesi gerekir. Görüldüğü üzere, suçun kimler tarafından işlenebileceği tek tek sayılmıştır. Dolayısıyla, bu suç ancak, bir mahalli idare şirketinin kurucusu, ortağı, idarecisi, müdürü veya temsilcisi veya yönetim organı üyesi veya tasfiye memuru tarafından işlenebilir. Bunların dışındaki herhangi bir kimse, örneğin idareci konumunda olmayan mahalli idare şirketi çalışanları anılan suçun faili olamaz. Başka bir anlatımla, TCK’nın 164. maddesinde sayılan kimseler dışındaki kişiler tarafından verilen yanlış bilgi mezkûr suçu oluşturmaz. Bu noktada zikredilen suç, yalnızca bahsi geçen kimseler tarafından işlenebilen özgü bir suçtur.


Buna ilaveten, hükümde geçen “ortak” ibaresinden dolayı şirketlerin her bir ortağı, bu suçun faili olabilir. Şirket kurucularının tüzel kişi olması halinde ise suçun faili ilgili tüzel kişinin temsilcileridir. Diğer taraftan, TCK’da tüzel kişiler hakkında öngörülen güvenlik tedbirleri ancak kanunda belirtilen hallerde uygulanabilmektedir. Tüzel kişiler hakkındaki güvenlik tedbirlerinin, hangi malvarlığıyla ilgili suçlarda uygulanacağının gösterildiği TCK’nın 169. maddesinde şirketler hakkında yanlış bilgi suçuna yer verilmediğinden, bu suçtan dolayı ilgili güvenlik tedbirleri tüzel kişiliği haiz mahalli idare şirketleri hakkında uygulanamaz.


2.4. Mağdur


TCK’nın 164. maddesinde, kamuya yapılan beyanlar veya genel kurula sunulan rapor ya da öneriler ile zarara uğrayabilecek olanlar hakkında “ilgililer” şeklinde bahsedilmiştir. Bu durumda herkes, anılan suçun mağduru olamaz. Ancak, fail tarafından yanlış ve gerçeğe aykırı bilgi verilmesi halinde zarara uğrama tehlikesiyle karşı karşıya kalan ilgililer, bahsi geçen suçun mağduru olabilir. Bu suç tanımıyla, mahalli idare şirketlerinin idaresinde güven ve iyi niyetin korunmasının amaçlandığı dikkate alındığında, “ilgililer” ibaresinden anlaşılması gereken öncelikle şirket tüzel kişiliği olmalıdır. Şirket tüzel kişiliği yanında ortaklar ve alacaklılar da “ilgililer” kapsamında yer alır.


2.5. Yaptırım 


Mahalli idare şirketleri hakkında yanlış bilgi verme suçunu işleyen kurucu, ortak, idareci, müdür veya temsilci veya yönetim organı üyeleri ya da tasfiye memuru sıfatını taşıyanlar, suçun önem ve mahiyetine göre altı aydan üç yıla kadar hapis veya bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Mezkûr suçta, adli para cezası ile hapis cezası seçenek yaptırım olarak öngörülmüştür. 


TCK’nın 61. maddesinde, “Adli para cezasının seçimlik ceza olarak öngörüldüğü suçlarda bu cezaya ilişkin gün biriminin alt sınırı, o suç tanımındaki hapis cezasının alt sınırından az; üst sınırı da, hapis cezasının üst sınırından fazla olamaz.” hükmüne yer verilmiştir. Bu kapsamda, şirketler hakkında yanlış bilgi verme suçundan adli para cezasının alt sınırı (30 x 6)= 180 gün, üst sınırı da hükümde belirtildiği üzere 1.000 gündür. Buna istinaden, faile sadece adli para cezasının verilmesi halinde hükmedilecek ceza, en az (180 x 100)= 18.000 TL, en yüksek de (1.000 x 500)=500.000 TL olacaktır.


Diğer taraftan, TCK’nın 50/2. maddesinde, “Suç tanımında hapis cezası ile adli para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hallerde, hapis cezasına hükmedilmişse, bu ceza artık adli para cezasına çevrilmez.” denildiğinden, mahkeme tarafından hapis cezası kararı verildiği durumda bu ceza anılan hüküm gereğince artık adli para cezasına çevrilemez. Ancak cezanın, söz konusu maddede belirlenen diğer seçenek yaptırımlara çevrilmesi mümkündür.


2.6. Ağırlaştırıcı ve Hafifletici Sebepler


Mahalli idare şirketleri hakkında yanlış bilgi verme suçuyla ilgili olarak Kanunda herhangi bir ağırlatıcı neden öngörülmemiştir. Bununla birlikte, malvarlığına karşı suçlarla ilgili genel bir düzenleme olan TCK’nın 167. maddesindeki şahsi hafifletici nedenler ile şahsi cezasızlık nedenleri, anılan suç hakkında da uygulanır. 


Bu kapsamda, şirketler hakkında yanlış bilgi verme suçunun; haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin, üstsoy veya altsoyunun veya bu derecede kayın hısımlarından birinin veya evlat edinen veya evlatlığın, aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden birinin zararına olarak işlenmesi halinde ilgili akraba hakkında ceza verilmez. Bu suçun, haklarında ayrılık kararı verilmiş olan eşlerden birinin, aynı konutta beraber yaşamayan kardeşlerden birinin, aynı konutta beraber yaşamakta olan amca, dayı, hala, teyze, yeğen veya ikinci derecede kayın hısımlarının zararına olarak işlenmesi halinde ise ilgili akraba hakkında şikayet üzerine verilecek ceza yarı oranında indirilir.


2.7. Soruşturma Usulü


Mahalli idare şirketleri hakkında yanlış bilgi verme suçu, takibi şikâyete bağlı olmayıp, Cumhuriyet Savcılıklarınca resen soruşturulur. Bununla birlikte, söz konusu suçun TCK’nın 167/2. maddesinde yer verilen akrabalar arasında (haklarında ayrılık kararı verilmiş olan eşlerden birinin, aynı konutta beraber yaşamayan kardeşlerden birinin, aynı konutta beraber yaşamakta olan amca, dayı, hala, teyze, yeğen veya ikinci derecede kayın hısımlarının zararına olarak)  işlenmesi halinde suçun takibi şikayete bağlıdır. Dolayısıyla zikredilen suçun, söz konusu akrabaların zararına olarak işlenmesi halinde ilgili akraba hakkında soruşturma yapılabilmesi için belirtilen kişilerden birinin şikayetçi olması gerekir.


2.8. Zamanaşımı ile Görevli ve Yetkili Mahkeme 


TCK md. 66/1-e uyarınca şirketler hakkında yanlış bilgi verme suçunda zamanaşımı süresi 8 yıldır. Görevli ve yetkili mahkeme ise kamuya veya genel kurula yanlış bilginin verildiği yerdeki asliye ceza mahkemesidir. 


3. SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ ŞEKİLLERİ 


3.1. Teşebbüs: TCK’nın 164. maddesinde öngörülen suç hareketlerinin yapılmasına rağmen arzu edilen sonuca ulaşılamaması mümkün olduğundan şirketler hakkında yanlış bilgi verme suçu teşebbüse elverişlidir. Çünkü bu suç, gerçeğe aykırı bilginin doğruymuş gibi kamuoyuna veya genel kurula sunulması ya da önerilmesiyle tamamlanır. Suçun tamamlanması için, sunma veya önermenin gerçekleşmesi gerekir. Bu nedenle, söz konusu aşamaya kadar geçen hareketler bölünebildiği oranda teşebbüs hükümleri uygulanabilir. 


3.2. İştirak: Mahalli idare şirketleri hakkında kamuoyuna veya genel kurula yanlış bilgi verilmesi suçuna iştirakin her türlüsü mümkündür. Keza bahse konu suçta iştirakle ilgili herhangi bir özellik yer almamaktadır. 


3.3. İçtima: TCK’nın 212. maddesinde, “Sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur.” denilmektedir. Bu kapsamda, mahalli idare şirketleri hakkında yanlış bilgi verme suçunun işlenmesi sırasında sahte resmi veya özel belgenin kullanılması halinde, faile hem mahalli idare şirketi hakkında yanlış bilgi verme hem de sahtecilik suçlarından dolayı ayrı ayrı ceza verilir 


4. SONUÇ


Ekonomik düzenin sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi, kamunun ve şirket genel kurullarının aldatılmasının önlenmesi, ayrıca şirketlerin malvarlığının ve bunların idaresinde güven ve iyi niyetin korunmasının sağlanması amacıyla 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda ilk defa olmak üzere “şirket veya kooperatif hakkında yanlış bilgi” verme suçu ihdas edilmiştir. Buna göre; bir şirketin kurucu, ortak, idareci, müdür veya temsilcileri veya yönetim organı üyeleri ya da tasfiye memuru sıfatını taşıyanlar, kamuya yaptıkları beyanlarda veya genel kurula sundukları raporlarda yahut önerilerde ilgililerin zarara uğramasına neden olabilecek nitelikte gerçeğe aykırı önemli bilgiler verecek veya verdirtecek olmaları halinde altı aydan üç yıla kadar hapis veya bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Bahse konu suç, mahalli idare şirketleri için de aynen geçerlidir.


Söz konusu kişilerin, doğru beyanda bulunmaması veya gerçeğe aykırı rapor ya da belge düzenlemesi ve buna bağlı olarak mahalli idare şirketlerinin ve bunların ortak ve alacaklılarının zarara uğraması ihtimalinin bulunması halinde suç oluşur. Söz konusu suç, ancak kasten işlenebilir, taksirle işlenemez. Suçun oluşması için yapılan işlemin yanlış olduğunun bilinmesi ve doğruymuş gibi gösterilmesi zorunludur. Suçun işlenmesi sırasında, sahte resmi veya özel belgenin kullanılması halinde, faile hem bu suçtan, hem de sahtecilik suçlarından dolayı ayrı ayrı ceza uygulanır. 


KAYNAKÇA


5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (12.10.2004 tarihli ve 25611 sayılı R.G.).

Artuk, Mehmet Emin, Gökcen, Ahmet, Yenidünya, A. Caner, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitabevi,  Ankara 2007.

Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 15.12.2016 tarihli ve E.2014/9247, K.2016/9590 sayılı kararı.

Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 07.11.2016 tarihli ve E.2014/2451, K.2016/8391 sayılı kararı.

Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 25.04.2016 tarihli ve E.2015/7726, K.2016/3884 sayılı kararı.

Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 10.03.2016 tarihli ve E.2013/26401, K.2016/2481 sayılı kararı.

Yaşar, Osman, Gökcan, Hasan Tahsin, Artuç, Mustafa, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, Ankara 2010, C.4.



YAZAR: Mustafa YAVUZ

Gümrük ve Ticaret Uzmanı



Yorumlar


MİDsembol_siyah-10.png

MAHALLİ İDARELER DERNEĞİ

Cihan Sokak No:31/10 Sıhhiye Çankaya-Ankara

Tel:

0.312.230 5580

Faks:

0.312.231 4058

HESAP ADI:   MAHALLİ İDARELER DERNEĞİ
IBAN NO: TR52 0006 2000 1300 0006 2919 13

HESAP ADI: MAHALLİ İDARELER DERNEĞİ

MAHALLİ İDARELER ENSTİTÜSÜ İKTİSADİ İŞLETMESİ 

IBAN NO:  TR67 0006 2000 1300 0006 2919 34

SOSYAL MEDYA

  • Instagram
  • Facebook
  • LinkedIn
  • YouTube

E-BÜLTEN

Her ay yayınlanan makalelerden haberdar olun.

Üye olduğunuz için teşekkür ederiz.

©2023 Powered and secured by wingroup

Resmi E-Posta Adresi

bottom of page